bir dalgaya yüzümü tutmuşum sokakta insan olduğumu tekrar ederek içimden yanan insanların taşların arasından geçerken onunla karşılaştım gözlerimi ellerimi ismi anıldığında biz seniz sendeniz diye yanıp dövünen yerlerimi sana...
şimdi bir yüreğim olsa sevmek için kapılar kırardım bakışlarım pençe kanım aşk kırmızısı kırmızı benim damarlarımda yanan çocukluğumdan sana getirdiğim gülümseme sevdiğim ve vazgeçtiğim günlerin bahar çiçeklerine teslim ettiğim...
gün akşamın sırtından inmiş bildiği yoldan gidiyor evine üzümlerin üstünde birikmiş toz kalbim küsmüş senden yana havada bulutların taşıdığı güzel haberler var üzüntüden önce gidip saran...
ben küçük bir köpektim peşinize takılan gökte yıldızlar titreşip dururken sevilmezler içinden bir meyve kopardım kaderini yürüdüm ağladığım yolların adım aldı beni uzunca baktı bir şey denilmeyen o gönül...
uzunca zaman düşünmedim seni. aklıma gelmedin değil. otobüsün camına yasladığımda başımı. tek başıma uyanıp kireç beyazı tavanı gördüğümde. hızla geçtin yanımdan. çekili perdelerde ikindi...
yüzünde yıldızsız bir gece. soğuk suskun dudakların. ormanda ağaçtan çok yalnızlık var. yürüdükçe dallarına takılıyor geçmişim. su kendi başına akıyor uzaklara. suyun sevgisi yok mu kuşlara,...
bir yalan ömrün gülüşü bir yalan sözüm yok belleğini yitirmiş çiçeklere masada zeytin çekirdekleri devrilmiş çay bardağı gittikçe ıslanan ekmek kırıntısı reçel bulaşığı bıçak havada bir kavganın titreyişi ya...
Şiir yazıyorum. İnsanlara rağmen şiir yazıyorum. Çünkü şiirim benim sözüme sahip çıkışımdır. Yolda yürüyüşümdür. Ayak direyişimdir. Teslim oluşumdur sahibime. Bir insanı ezmek için...
Yorganın içine büründüm. Onun siyah-beyaz fotoğrafıyla. Zenit marka bir fotoğraf makinesinin flaşı bir de. Düğmesine basınca flaş patlıyor. Hiç ışık sızmamasına dikkat...
Kaldırıma oturmuş, elinde bir şeyleri gezdirdiğini, kollarını iki yana açıp, eğilip büküldüğünü görünce bir anda ona yöneldim. Gözlükleri, kötü sakalı, bit pazarından alınma elbiseleriyle...
rüzgâr: hırkası düşen küçük kız tanesi düğmeleri yağmur kopuyor günler yokuş aşağı gözleri kapı gıcırdatan uzanmış yatıyor anne gitmiş bir babanın ardı sıra yok hırkam ...
çıkıp giden bulut yüzlü ellerin sakladı yağmuru benden yağmur güvensiz dizlerde uyuyakalmış masum saçlı gülücük budakların çatlıyor sancılı kırlarda gelincik rengi zor damarların morluğunu kırlara çiçek diye serpiştirmek ya çiçekleri mor bir odaya ölümle kilitlenmek ...
oturup ağladım ezilen başakların kıyısında. rüzgâr sakin şimdi başka dalları okşarken üşüyen ben -ya da mazot kaçıran traktör- yürüdüm kendime taşlar taşları kovalarken -ya...
dizi kanıyor gözlerinin takılmış tellere uçurtması dilsiz yemenisi uçurum renkli gamzeler devşirdim yüzünden sormadım sana sofrandan artanları gizli gizli yedim serçesi bol bir mahalleydi senin gelişin ...
şimdi bir yüreğim olsa sevmek için kapılar kırardım bakışlarım pençe kanım aşk kırmızısı kırmızı benim damarlarımda yanan çocukluğumdan sana getirdiğim gülümseme sevdiğim ve vazgeçtiğim günlerin bahar çiçeklerine teslim ettiğim ...
kalkıp gidebilir miyim? hiç sanmıyorum. elinin beyazlığında bir gölge olmuş herhangi bir bulutun gökyüzünde bir noktadan bir başka noktaya varmak için aldırış etmediği bir...
her şey için geç olabilir. ama bu şey kendiyse ölümün, her an tam vaktidir aslında. anladım ki ona sarılmak ona sarılmanın sadece bir yoluydu....
yüzünde yıldızsız bir gece. soğuk suskun dudakların. ormanda ağaçtan çok yalnızlık var. yürüdükçe dallarına takılıyor geçmişim. su kendi başına akıyor uzaklara. suyun sevgisi yok mu kuşlara,...